Tağut şirk nedir ?

Elif

New member
Tağut Şirk Nedir? Kültürel ve Toplumsal Perspektiflerden Bir İnceleme

Bir gün, eski bir arkadaşımın bana sorusu üzerine konuya dair derinlemesine bir araştırmaya başladım: "Tağut şirk nedir?" Bu soru beni pek çok farklı kaynağa yönlendirdi, çünkü kelime yalnızca İslam literatürüne ait bir terim değil, aynı zamanda farklı kültürlerde de benzer anlamlar taşıyan bir kavram. Hepimizin bildiği gibi, kavramlar her kültürde ve toplumda farklı şekillerde algılanabilir, tartışılabilir ve uygulanabilir. Tağut'un ne olduğuna dair soruyu daha geniş bir perspektiften, farklı kültür ve toplumlar açısından irdelemeye karar verdim. Gelin, birlikte bu ilginç ve bazen karışık konuyu keşfedelim.

Tağut Şirk Nedir? Temel Tanım ve İslam Perspektifi

Öncelikle, "tağut" kelimesi Arapça kökenli olup, "aşmak", "taşmak" veya "sınırları zorlamak" gibi anlamlar taşır. İslam literatüründe ise tağut, Allah'ın hükmüne karşı gelen, insanları doğru yoldan saptıran ya da ilahi otoriteyi reddeden her şey olarak tanımlanır. Bu, putlardan tiranlara, zalim hükümetlerden egemen ideolojilere kadar pek çok farklı biçimde karşımıza çıkabilir. Şirk, İslam'da yalnızca Allah'a inanmakla ilgili bir kavram olduğu için, tağut şirk, bir tür tanrılaştırma, yani Allah'ın dışında bir güce veya varlığa tapınma anlamına gelir.

İslam'da tağut, İslam inançlarını ve Allah’a tam bir bağlılığı reddeden ve insanları saptıran her şeydir. Bu anlamda, tağut şirk, yalnızca putlara tapma eylemiyle sınırlı kalmaz. Aynı zamanda toplumların bir tanrı veya ilahi gücü inkâr ederek yerine koydukları tüm baskıcı güçlere ve yolsuz yönetimlere karşı bir eleştiridir. Bu bakış açısı, toplumsal düzeyde de derin bir etki yaratır çünkü İslam, bir toplumu sadece manevi olarak değil, sosyal ve politik olarak da yönlendiren bir doktrindir.

Tağut'un Kültürel Çeşitliliği: Batı Dünyasında Karşılıkları

Batı'da, tağut kelimesi doğrudan bir anlam taşımasa da, benzer temalar pek çok felsefi ve dini görüşte yer bulur. Örneğin, Hristiyanlık'ta, Tanrı'ya karşı çıkan her şey "şeytanın" işidir ve bu da bir nevi tağut anlayışına denk gelir. Ancak burada, tağut genellikle yalnızca kötü bir güç, egemen bir otorite veya halkı yönlendiren bir figür olarak değil, bireylerin kendi içsel ibadetlerinden ve hürriyetlerinden sapmalarını sağlayan tüm toplumsal ve kültürel etmenler olarak da görülebilir.

Batı felsefesinde, özellikle Nietzsche’nin "Tanrı öldü" düşüncesinde, insanın kendi öznel gücüne tapması ve toplumsal normlara karşı çıkması bir tağut anlayışına dönüşebilir. Burada tağut, dışarıdan bir baskı olarak algılanmaktan ziyade, bireylerin içsel bir tavrı olarak ortaya çıkar. Toplum, egemen ideolojilere karşı bireysel özgürlüğü kutlar ve toplumsal düzeni bozan her düşünce, "tağut" olarak kabul edilebilir.

Özellikle kapitalist toplumlarda, bireylerin başarısının maddi dünyada yattığı görüşü, bir çeşit "altın inanç" olarak şekillenir. İnsanlar, "başarı"ya tapınmakta, parayı ve maddi kazanımları ilahi bir değer gibi görmektedir. Bu da bir çeşit tağut anlayışı olabilir: İnsanın manevi dünyası dışındaki şeylere tapınması ve onları ilahi seviyede yüceltmesi.

Toplumsal Yansımalar: Kadınların ve Erkeklerin Tağut'a Bakış Açısı

Farklı cinsiyetler ve toplumsal gruplar arasında, tağut ve şirk kavramlarına bakış açıları farklılık gösterebilir. Erkekler genellikle bireysel başarı ve toplumsal güçle ilgili stratejik düşüncelere daha yakın olabilirler. Onlar için tağut, toplumu yönetmek veya bireysel çıkarlarını korumak adına güç kullanma biçimlerinde, egemen ideolojilerde ya da politik baskılarda vücut bulur. Bu bakış açısına göre, tağut; siyasi, kültürel ve toplumsal gücü elinde tutan bir figür, bir ideoloji ya da baskıcı bir yönetim şekli olabilir.

Kadınların bakış açısı ise daha çok toplumsal ilişkiler ve kültürel etkiler üzerinden şekillenebilir. Birçok toplumda, kadınlar geleneksel olarak daha fazla iktidar dışı kalmış ve bu yüzden tağut, genellikle daha çok bireysel ve toplumsal baskıları ifade eder. Toplumun kadına dayattığı "aile" ve "toplumsal rol" gibi baskılar, kadınlar için bir çeşit tağut olarak görülebilir. Buradaki tağut, kadınların kendi iradeleri ve seçimleri dışında, toplumun kadınlardan beklediği rollerin dayatılmasıdır. Kadınlar için tağut, kendilerinin birer birey olarak kimlik bulmalarını engelleyen toplumsal normlar ve aile içi baskılardır.

Tağut ve Toplumlar Arası Benzerlikler ve Farklılıklar

Tağut kavramı, farklı kültürlerde benzer temalar etrafında şekillenir. Bu temalar arasında güç, baskı, bireysel özgürlük ve tanrılaştırma yer alır. Ancak, her kültürün tağut anlayışı farklıdır. Örneğin, geleneksel olarak İslam toplumlarında tağut, Allah'a karşı çıkan her türlü gücü ve onu yüceltmeye çalışan tüm ideolojileri temsil ederken, Batı’daki kapitalist ve bireyci toplumlarda tağut, materyalist bir dünya görüşünün sonucu olarak karşımıza çıkar.

Doğrudan bir toplumdan örnek vermek gerekirse, Orta Doğu'da siyasi otoriteler ve dini liderler arasında tağut anlayışı daha çok egemen devletin din üzerindeki etkisiyle şekillenir. Hangi yöneticinin veya hangi hükümetin "doğru" olduğu, bazen halkın yaşadığı baskı ve zulümle ilgilidir. Bu da tağutun sadece ideolojik değil, pratik anlamda ne kadar tehlikeli bir olgu olduğunun bir örneğidir.

Diğer taraftan, Batı toplumlarında bireysel özgürlük ve bireysel haklar, tağut anlayışını daha soyut bir kavrama dönüştürür. Burada tağut, içsel özgürlüklerin ve manevi değerlerin yerini alan maddi ve kapitalist gücün ortaya çıkardığı bir olgudur.

Sonuç: Tağut’un Kültürel ve Toplumsal Yansıması

Sonuç olarak, tağut, farklı kültürlerde farklı şekillerde karşımıza çıkıyor, ancak her toplumun ve her bireyin hayatında bir şekilde yer eden bu kavram, insanları manipüle etme ve onları gerçek anlamda özgürleştirmeme amacını taşır. Tağut, yalnızca siyasi veya dini bir kavram olarak kalmaz; bireysel ve toplumsal düzeyde güç, egemenlik ve ideolojik baskıların şekil aldığı her türlü güç yapısını tanımlar.

Peki sizce tağut, günümüzde toplumsal ilişkilerde hala nasıl bir rol oynuyor? Bugünün toplumlarında tağut, sadece iktidar sahiplerinin kontrolü mü, yoksa bireylerin kendi içsel çatışmalarında ve seçimlerinde mi yer buluyor?
 
Üst