Escobar futbolcu neden öldü ?

Onur

New member
Andrés Escobar neden öldürüldü? Bir futbol cinayetinin ardındaki toplumsal yapı

Andrés Escobar neden öldü? Bir futbolcunun ölümünü yalnızca “kendi kalesine attığı gol” ile açıklamak mümkün mü?

Bazı futbol hikâyeleri maç bittiğinde sona ermez. Andrés Escobar’ın hikâyesi de onlardan biri. 1994 Dünya Kupası’nda Kolombiya forması giyen 27 yaşındaki savunma oyuncusu, ABD karşısında kendi kalesine attığı golün ardından 2 Temmuz 1994’te Medellín’de silahla öldürüldü. Bugün bile bu olay anlatılırken çoğu zaman tek bir cümle öne çıkar: “Kendi kalesine gol attığı için öldürüldü.” Oysa bu cümle, cinayetin gerçekleşmesini mümkün kılan çok daha geniş toplumsal koşulları görünmez hâle getirebilir.

Escobar’ın ölümü, elbette doğrudan bir cinayetti. Cinayetin faili Humberto Muñoz Castro, Escobar’ı vurarak öldürdü; Muñoz daha sonra suçunu kabul etti ve 43 yıl hapis cezasına çarptırıldı, ancak yaklaşık 11 yıl hapis yattı. Muñoz’un uyuşturucu ticaretiyle bağlantılı çevrelerle ilişkisi ve Santiago Gallón gibi isimlerin olayla bağlantısı yıllar boyunca araştırıldı. Bununla birlikte, cinayetin kesin motivasyonuna ilişkin farklı anlatılar ortaya çıkmıştır. Dönemin haberlerinde olay, hem kendi kalesine atılan golün yarattığı öfkeyle hem de futbol, bahis ve suç dünyası arasındaki ilişkilerle bağlantılı olarak ele alınmıştır.

Dolayısıyla daha doğru soru belki de “Escobar neden gol attı?” değil, “Bir futbol hatası nasıl olur da bir insanın öldürülmesine kadar giden bir şiddet ortamının parçası hâline geldi?” sorusudur.

1994 Kolombiyası: Şiddetin sıradanlaştığı bir toplumsal ortam

Andrés Escobar’ın öldürüldüğü Medellín’i 1990’ların başındaki toplumsal koşullarından koparmak, hikâyenin en önemli kısmını kaçırmak anlamına gelir. Akademik araştırmalar, 1990-2002 döneminde Medellín’de 55.365 cinayet gerçekleştiğini ortaya koyuyor. İncelenen örneklerde kurbanların yüzde 93,6’sı erkekti, yüzde 77’si 35 yaşından küçüktü ve cinayetlerin yaklaşık onda dokuzu ateşli silahlarla işlendi. Kurbanların yüzde 37’si kentin en düşük sosyoekonomik tabakasında yaşıyordu. Araştırmacılar, özellikle yoksul mahallelerde yaşayan genç erkeklerin cinayetlerden orantısız biçimde etkilendiğini belirtiyordu.

Bu rakamlar Escobar’ın cinayetinin “normal” olduğunu göstermiyor; tam tersine, neden olağanüstü bir cinayetin bile son derece şiddetli bir sosyal ortam içerisinde gerçekleşebildiğini anlamamıza yardımcı oluyor.

Human Rights Watch’un 1994 tarihli çalışması da Medellín’de uyuşturucu ekonomisi, yoksulluk, ailelerin parçalanması ve fırsat eksikliğinin gençlerin şiddet döngülerine sürüklenmesinde rol oynadığını aktarıyordu. Aynı rapor, kentin zengin kesimlerine yönelik modern tüketim alanları ile nüfusun büyük bölümünün temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığı bölgeler arasındaki uçuruma dikkat çekiyordu.

Bu nedenle Escobar’ın ölümü yalnızca bireysel bir saldırganın öfkesi üzerinden okunmamalı. Bireysel sorumluluk açıktır; ancak bireysel şiddetin ortaya çıktığı toplumsal ekosistem de önemlidir.

Futbolun anlamı: Spor mu, ulusal kimlik mi, erkeklik sahnesi mi?

1994 Dünya Kupası Kolombiya için sıradan bir spor organizasyonu değildi. Futbol, ulusal kimliğin, gururun ve toplumsal umutların yoğun biçimde yüklendiği bir alandı. Escobar’ın takımının turnuvadan elenmesi, milyonlarca insanın beklentileriyle çakıştı.

Burada toplumsal cinsiyet meselesi devreye giriyor. Futbol, dünyanın birçok yerinde erkeklik performansının önemli sahnelerinden biri olabiliyor. Güç, rekabet, dayanıklılık, kazanma ve yenilgiyi kabullenmeme gibi davranışlar bazen erkek sporcuların ve taraftarların “ideal erkeklik” anlayışlarıyla ilişkilendiriliyor. Fakat bunun bütün erkekler için geçerli bir davranış biçimi olduğunu söylemek doğru olmaz.

Kolombiya’daki silahlı çatışma üzerine yapılan araştırmalar, militarize erkeklik ve şiddetin toplumsal olarak öğrenilen ve pekiştirilen davranışlarla bağlantılı olabileceğini gösteriyor. Bir araştırma, çatışmanın erkekler arasında şiddetin bir çözüm biçimi olarak görülmesini güçlendirebildiğini; başka bir çalışma ise savaş ortamlarının ataerkil normları ve hiper-maskülen davranışları pekiştirebildiğini ortaya koyuyor.

Bu açıdan Escobar’ın cinayetini “erkekler şiddetlidir” gibi basit bir genellemeyle açıklamak yanlış olur. Daha anlamlı soru şudur: Hangi sosyal ortamlar erkeklere öfkeyi şiddet yoluyla ifade etmenin kabul edilebilir olduğunu öğretiyor?

Çünkü aynı toplumda binlerce erkek şiddete başvurmadan yaşayabilirken, bazı erkekler silahlı suç ağlarının veya şiddet kültürünün içine girebiliyor. Demek ki mesele biyolojik olarak “erkek olmak” değil; erkekliğin hangi sosyal normlarla tanımlandığıdır.

Kadınların deneyimi neden bu hikâyenin dışında bırakılmamalı?

Escobar’ın cinayeti doğrudan bir kadın cinayeti değildi. Bu nedenle olayın toplumsal cinsiyet boyutunu tartışırken dikkatli olmak gerekiyor. Ancak şiddet toplumun bütün üyelerini aynı şekilde etkilemez.

Kolombiya’daki silahlı çatışmaya ilişkin araştırmalar, kadınların zorla yerinden edilme, cinsel şiddet, ekonomik güvencesizlik ve bakım sorumlulukları gibi farklı risklerle karşılaştığını gösteriyor. Araştırmalar aynı zamanda kadınların yalnızca “mağdur” konumunda görülmesinin eksik olduğunu; kadınların toplumsal örgütlenme, barış çalışmaları ve adalet mücadelesinde aktif aktörler olduğunu vurguluyor.

Kadınların deneyimlerine empatiyle bakıldığında önemli bir ayrım ortaya çıkıyor: Aynı şiddet kültürü erkekleri sokakta silahlı saldırıların hedefi hâline getirirken kadınları farklı biçimlerde savunmasız bırakabiliyor.

Örneğin 2024'te yayımlanan ve Kolombiyalı kadınların anlatılarına dayanan bir araştırma, silahlı çatışmanın ataerkil normları güçlendirdiğini ve bazı topluluklarda erkeklerin şiddet kullanmasını normalleştiren ortamlar oluşturduğunu belirledi. Araştırmada kadınların hem çatışma şiddeti hem de aile içi şiddet arasında bağlantılar kurduğu görüldü.

Burada kadınların deneyimini “kadınlar daha duygusal yaklaşır” şeklinde genelleştirmek yerine, onların güvenlik, bakım, ekonomik bağımsızlık ve gündelik yaşam üzerindeki etkileri nasıl deneyimlediğine bakmak daha sağlıklı.

Erkekler için çözüm yalnızca “şiddete karşı olmak” mı?

Erkeklerin bu tür olaylara çözüm odaklı yaklaşması, yalnızca “şiddet kötüdür” demekten daha fazlasını gerektiriyor.

Örneğin genç erkeklerin sosyal çevrelerinde öfkeyi konuşabilecekleri, başarısızlıklarını paylaşabilecekleri ve yardım istemeyi zayıflık olarak görmeyecekleri ortamlar oluşturmak önemli olabilir. Kolombiya'daki genç erkeklerle yapılan araştırmalar, çatışmadan kaçınma, hegemonik erkeklik ve şiddet döngülerinden çıkabilmek için olumlu başa çıkma yöntemlerinin önemine işaret ediyor.

Başka bir ifadeyle çözüm, erkekleri suçlayarak değil, erkeklik hakkında konuşulabilen alanları genişleterek de kurulabilir.

Bir erkek yenildiğinde bunu kabullenebilir. Bir sporcu hata yaptığında bunun insanî olduğunu söyleyebilir. Bir taraftar takımının başarısızlığı karşısında öfke hissedebilir ama bu öfkeyi başka bir insana yöneltmeyebilir.

Bunlar basit gibi görünse de toplumsal normlar tam olarak böyle gündelik davranışlar üzerinden şekilleniyor.
 
Üst